24 Ocak 2015 Cumartesi

gerilim dolu bir yarış : whiplash

bazı seyirciler, insanların birbiriyle yarıştığı filmlerde çok daha fazla ağlıyorlar. kaybedenin belli olduğu bir film, insanlar için çok daha üzücü olabiliyor. konusu müzikal olmasına rağmen, bütün bir film boyunca gerildiğimiz ve bir araba yarışı izliyormuş gibi yarışan müzisyenleri gördüğümüz film olan whiplash'i yazmak ve çekmek damien chazelle'ye düşmüş. filmi aslında uzun bir zaman önce izledim, hatta bir gece izleyip, ertesi gün uyanıp tekrar izleyecek kadar da beğendim. fakat yazıyı biraz zaman sonra yazmamın sebebi, bu yazının baştan savma bir yazı olmamasını istemem. bu kadar değerli bir film için olabilecek en boş vaktimi ve en dinç kafaya erişmeyi bekledim.

film genç ve yetenekli bir baterist olan andrew ile takıntılı ve mükemmeliyetçi bir orkestra şefi olan fletcher'ın arasındaki tabir-i caizse savaşı konu alıyor. başarılı olma yolunda bol bol kan ve ter izlediğimiz bu filmde, başarıyı sadece dünyaya acayip gelen insanların ulaşabileceğini görüyoruz. inanılmaz bir antreman programına kendini adayan ve psikolojik olarak bitmesine rağmen hala ayakta kalmayı başarabilen andrew için gerilim hiç düşmüyor. kendisine sürekli oyunlar oynayan ve bu genci keşfeden şef fletcher'a ise filmin sonuna kadar yeri geliyor hak veriyoruz, yeri geliyor küfür ediyoruz. inişi ve çıkışı bu kadar bol bir filmin içinde de ne kadar gerilim barındırdığını tahmin edebiliyorsunuzdur.


fletcher karakterini canlandıran j.k. simmons altın küre'de en iyi yardımcı oyuncu ödülünü aldı ve sanıyorum bu rol ile bu sene toplayamayacağı bir ödül yok. böylesine gerçekçi ve oynadığı karaktere bu kadar alışabilen bir oyuncuyu son senelerde hiç göremedik neredeyse. tabi bunun yanında andrew'i canlandıran miles teller'ın da güzel oyunculuğunu izliyoruz. bir de senaryo ve filmin içerisindeki müzikler güzel olunca, ortaya eşi benzeri görülmemiş ve uzun zaman da listelerin üstünde kalmaya aday olan bu film ortaya çıkıyor.

başarılı olmanın ne kadar zor olduğunu ve başarılı insanların hayatlarındaki o dönüm noktalarını çok güzel açıklamış film. hatta sonlarına doğru fletcher'ın " there are no two words in the english language more harmful than good job. " sözü aslında filmin özetini tek bir cümleyle açıklamamıza yetiyor. bir insanı başarılı olarak görmek istiyorsak, bu insanı " evet sen çok iyi bir iş yapıyorsun " diyerek pohpohlamak bazen güvenilir bir yol değildir. başarısız olmuş bir müzisyene, kırmamak için bu cümleyi kurmak yerine o'nun kafasına bateri zili atarsanız, bu hareketiniz başarısız müzisyeni bir efsane yapabilir. bu felsefeyi özümseyen ve biraz abartarak yaşayan orkestra şefimiz fletcher'da tüm öğrencilerini bu disiplin ile yetiştiriyor ve bu dünya'da aynı o'nun gibi hırslı olan, başarının peşini hiç bir zaman bırakmayan andrew ile karşı karşıya geldiğinde, düşüncesinde ne kadar da haklı olduğunu anlıyor.

oscar'da en iyi film ödülüne aday gösterildi whiplash. ve ben, kategorinin favorisi olan birdman ve the grand budapest hotel yerine bu filmi favorim yapıyorum. konusuyla, oyunculuklarıyla, eşi benzeri görülmeyen sahneleri ve müzikleriyle böylesine bir başyapıt oscar'da en iyi film ödülünü almayacak da ne alacak merak ediyorum. fakat bu merakıma rağmen, bu ödülü whiplash gibi, diğer filmlere göre biraz daha genç olan bir filme bırakmayacaklarından da eminim diyebilirim. tabi bu düşüncemden ne kadar eminsem, altın küre'yi almış olan j.k. simmons'ı da sahnede tekrar en iyi yardımcı rolünü alırken göreceğimden de aynı derecede eminim. toplam da 5 kategoride adaylığı olan whiplash'in oscar performansını gerçekten merak ediyorum, ve gerilim dolu izlediğimiz bu muhteşem filmi, oscar sırasında yine gerilimli bir şekilde takip edeceğimizden eminim.

kan, ter, hırs, başarılı olmak ve psikolojik savaşların bulunduğu bu gerilim filmi, son zamanlarda ortaya çıkmış, kendi dalında en kaliteli işlerden birisi. bir de böylesine kalite kokan bir filme, başarılı oyunculuklar da eklenince, eğer izlemezseniz sizin için bir utanç kaynağı oluşturabilecek bir başyapıt haline gelmiş. dediğim gibi, sadece beş saatlik bir uyku molası vererek iki kere arka arkaya izlediğim bu filmi, daha kaç kere izleyeceğimi ben merak ediyorum fakat sizler bu başyapıtı izlemeyi erteliyorsanız, bu aralar aldığınız en kötü kararlardan birisi bu erteleme kararıdır diyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder