22 Ocak 2015 Perşembe

şikago'ya uzanan hayatlar : sen şarkılarını söyle

joel ve ethan coen tarafından yönetilen, inside llewyn davis filmi 2013 cannes film festivalinde büyük juri ödülünü kazandı. böylesine bir filmi whiplash'den sonra izleyince, müzikal filmlerin her ne kadar konuları aynı olsa da, içerik olarak birbirlerinden nasıl ayrıldığını anladım. birisinde gerilim içerisinde bir müzisyenin nasıl tepeye çıktığını izlerken, bu filmde ise, sakinlik içerisinde bir sanatçının çöküşünü izliyoruz. whiplash ile pek karşılaştırabileceğimiz bir film değil bana göre, hatta eşleştirmek istesem bu filmi nuri bilge ceylan'ın kış uykusu filmi ile karşılaştırmayı düşünürdüm.

sonunu, filmin en başında izlediğimiz yüzlerce film var belki fakat bu son ve başlangıcı bağlayan film biraz daha farklı. başında gördüğümüz sahnede umutlu ve başarılı olacak bir sanatçının hayat hikayesini izleyeceğimizi düşünürken, sonunu aynı sahneye izlememize rağmen tamamiyle farklı duygular ve bakış açısıyla görüyoruz. bu sebepten de, film sonu ters köşe yapan filmler arasına, sonunu baştan göstermesine rağmen hızlıca bir giriş yapabilir. umutlu ve başarılı olacak adamın, aslında nasıl umutsuz bir halde sokak arasında dayak yiyen bir adam olduğunu seyrediyoruz.


bazen başlangıç olarak gördüğümüz, büyük umutlarla yola çıktığımız hikayelerimiz aslında bizim sonumuzu hazırlayan hikayeler haline gelir. biz büyük umutlarla yelken açmamıza rağmen, hayat bizi hiç görmeden pas geçebilir. ve eğer bir sanatçı iseniz, bu sizi tüm toplumdan ve değerlerinizden uzaklaştırmaya başlar. hayatın şifresini çözdüğünü düşünen ve sanat harici tüm işleri boş iş olarak adlandıran bir kişinin elinden, o'nun sanatını alıp, başarısız yaparsanız, bir gün bir köprüden atlayarak hayatına son verir.

kısır döngüyü anlatan film, konusunu tamamlayacak şekilde bir kurguyla karşımızda. kurgu ve yaşanan hikayelerin de birbirini tamamlayacak bir kısır döngüyü tamamladığını görüyoruz. absurd bir mizah ile hüznü yaşıyoruz. karakterin kendisi gibi, film de ağır bir şekilde ilerliyor. bu yüzden bu hüznü tüm film boyunca sakin bir şekilde, içimize işlemesine izin vererek izliyoruz. başında her ne kadar umutlu olsak da, filmi bir noktada çözmeye başladığımızda kendi hayatımızı izlediğimizi anlıyoruz. hikayeler farklı fakat hissettiğimiz duygular hep aynı.

bir başyapıt olarak değerlendirilmese de, izlenmesi gereken ve güzel duyguları yaşatan bir film. bu duyguların arasında kendinizi bulabilmek ve hayatınızda bu duyguların da var olduğunu size anlatan inside llewyn davis'i kesinlikle izlemelisiniz kategorisinde değil de, boş zamanınız da açıp izleyebileceğiniz bir film kategorisinde görebiliriz. coen kardeşlerin filmlerini beğenmeme rağmen ve cannes büyük juri ödülüne saygı duymama rağmen, beni çok fazla büyüleyen bir film olmadı. fakat dediğim gibi, içinize işleyecek ve bazı şeylerin farkına varmanızı sağlayacak hikayesi ile, boş zamanınızda izlemenizi kesinlikle tavsiye ettiğim bir film.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder