26 Ocak 2015 Pazartesi

yine bir sanatçı sıkıntısı : birdman

büyük bir beklenti ile beklediğim iñárritu'nun yeni filmi birdman'i izleme fırsatı buldum. büyük bir beklenti ile beklememin sebebi, yönetmenlik koltuğunda iñárritu'nun oturmasının yanında bir de edward norton, naomi watts, michael keaton ve emma stone gibi isimlerin oyuncu olarak bu filmde yer almasıdır. filmi izledikten sonra üzerine bir çok yazı okudum fakat pek fazla bu yazılara katılamadım. ya ben çok bambaşka bir film izledim ya da artık insanlar beğenmedikleri şeyleri gözlerinde daha çok büyütüp, değerleştirmeye çalışıyorlar. tabii ben bu filmi beğenmediğim için " sen bir şeyden anlamıyorsun " diyenlerin çıkacağından eminim fakat en başından da dediğim gibi, ben görüşlerimi ve beğenilerimi, basit bir şekilde, kendi doğrularımla yazıyorum.

filme kurgu ve çekim yönünden, yani kısacası teknik yönden bakacak olursak gerçekten büyük bir başarı var. hızlı olmayan bir senaryoya rağmen, böyle kaliteli bir tekniğin varolması filmi çok hızlandırmış. uzun soluklu ve durağan bir filmi böyle bir hale sokmak büyük bir başarı. zaten iñárritu'yu bir çok insanın bu kadar sevmesi de bu kalitesinden kaynaklanıyor. eski filmlerindeki o güzel havayı bu filmde yakalayamamış olsam da, filmin bir çok sahnesinde iñárritu imzasını gördüm diyebilirim.


teknik yönüyle güzel olmasına rağmen, senaryo kısmında bana çok havada kalan bir senaryo gibi geldi. özellikle whiplash gibi, konusu bakımından benzer bir film ile oscar'da yarışıyorken, böyle bir senaryo ile başarılı olacağını pek düşünmüyorum. whiplash bir sanatçının başarısını dış etkenlere bağlarken, bu film de bir sanatçının kendi iç dünyasındaki yaşadığı olayların önemine bağlıyor. bir sanatçının günümüzde ne kadar zorluk çektiğini, bazen sadece gişe gelirini düşünmesi gerektiği için katlanamayacağı adamlar ile oynamasını ve kimsenin anlayamayacağı bir yalnızlığı yaşadığını izliyoruz.

boyhood ve birdman gibi filmlerin akademide veya başka bir yerde ödül alması beni rahatsız etmiyor, aksine biraz umut dolu oluyorum. sonuçta geleneksel kalıplardan çıkmayı başaran filmlerin böyle ödülleri alması gelecekte çekilecek olan filmlere yeni bir kapı açıyor. mesela aynı dalda aday olduğu the imitation game gibi, sadece akademi için çekilmiş bir filmin ödül alması yerine bu filmin ödül almasını çok ama çok isterim. fakat ne kadar ödül alırsa alsın ve film ne kadar beğenilirse beğenilsin, kaliteli bir film olmasına rağmen beğenmediğimi, böyle bir konunun çok daha iyi anlatabileceğini savunuyorum. belki de beklentiyi biraz yüksek tuttuğum için böyle bir beğenmemezlik yaşadım bilmiyorum fakat filmi izledikten sonra en ufak bir tepki vermeden ekranı kapatmam bile, filme olan nötr duruşumun farkında olmamı sağladı.

bir karakterin, kendi iç dünyasında yaşattığı başka bir karakter olduğunu kanıtlamak için süper kahraman hareketlerini izlememize gerek yoktu. zaten kendi iç sesiyle sürekli hesaplaşan bir karakteri böyle gereksiz güçler ile desteklemek ne kadar doğru olmuş tartışılır. küçük ayrıntılar ile anlattığı bu çatışmayı, o küçük ayrıntılar ile bırakmak yerine gözümüze soka soka anlatmış. durum böyle olunca da, bir çok kişinin anlamsız bulduğu bu sahneler ortaya çıktı.

tabi böyle olumsuzluklar olmasına rağmen, filmin oyunculuğunu yazmadan geçip, çarpılmak istemiyorum. uzun bir süre sonra bu kadar kaliteli bir kadroyu ilk defa izledim. hepsi ayrı ayrı, inanılmaz oyunculuklar sergilemiş. emma watson zaten benim için üst düzey bir oyuncuyken, bu filmde kendisini iyice kanıtlamış. edward norton'a değinmeye pek gerek yok, zira kendisi nasıl büyük bir isim olduğunu fight club'da göstermişti. burada sadece bu geçen zamanda formundan hiç bir şey kaybetmediğini bize kanıtlamış oldu. filmin bir diğer sevdiğim yanı ise kesinlikle dram konusunu çok iyi işlemesi. önceki yazılarımdan da anlayacağınız gibi, konusu dram olan bir filmde buram buram ajıtasyon olmasından nefret ediyorum. klişe olan ajitasyon sahnelerine yer verilmeden bu kadar yoğun bir dramı anlatmak herkesin harcı değildir.

aslında bu film ile ilgili bir yazı yazmayı düşünmüyordum fakat okuduğum o abartılmış beğeni yazılarından sonra filmi beğenmediğimi söylemek için yazdım. çok kaliteli, belki ödül alacak kadar yükseklere çıkmış fakat bir başka pencereden bakıldığı zaman ise bir türlü kendisini sevdiremeyecek bir film olarak kalacak aklımda her zaman. en iyi film ödülünü alırsa hayal kırıklığı yaşayabilirim fakat the imitation game gibi bir film bile bu dalda adayken, bu filmin bu ödülü alması da büyük bir sürpriz olmaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder