5 Şubat 2015 Perşembe

bir ölüp, bin kere dirilmek : selma

yönetmenliğini ava duvernay'ın üstlendiği, 127 dakika süren, büyüleyici bir hikayeye sahip olan film selma, yani özgürlük yürüyüşü. film bittiği anda ilk olarak en iyi müzik ödülü hiç almış mı acaba sorusu geldi aklıma. çünkü film, müzikleriyle sizi gerçekten çok etkiliyor. o kadar kaliteli bir parçanın heba olmasını istemiyorsunuz. altın küre'de en iyi orjinal müzik ödülünü aldığını, bir de oscar'da aynı dalda adaylığı olduğunu gördüğümde hiç şaşırmadım. bu müzik konusuna bu kadar hızlı giriş yapmama sebep olan glory şarkısını da dinlemek isteyenleri, bu müzikten mahrum etmek istemediğim için şuraya bir bağlantı yerleştirdim.

film bize david oyelowo'nun canlandırdığı martin luther king'in amerikayı değiştirecek olan sivil haklar yürüyüşünü anlatıyor. 1965 senesinde yapılan, tarih kitaplarına selma to montgomery march olarak düşen bu yürüyüş tüm gerçekçiliği ile anlatılmış. başkan ile king arasında geçen diyalogları, beyaz halkın olaylara nasıl dahil olduğunu, bir hak yürüyüşünün ve protestonun nasıl olması gerektiğini gösteriyor. zaten amerika halkı için efsane bir konumda olan martin luther king'i bir de beyaz perde'de, böyle başarılı bir cast ile görebilmek de bize nasip olmuş.


filme büyük beklentilerle gitmemiştim fakat film biraz süpriz yaptı. yukarıda da söylediğim gibi, başarılı bir cast, muhteşem kostümler, orjinal ve kıpır kıpır bir şarkı ile harika bir iki saat yaşadım. özellikle david oyelowo, bir ingiliz olmasına rağmen, amerikalı bir efsane karakteri çok iyi canlandırmış. aksan ile ilgili en ufak bir sıkıntı yaşamamış, genel de ingiliz oyuncular bu tür karakterlerde biraz olsun sıkıntı çekiyorlar. bir de bu oyunculuğun yanına tom wilkinson ve tim roth katılınca, cast olarak harikalar yaratabilecek bir ekip olmuşlar.

görüntülere gelecek olursak ben çok beğendim. hatta neden en iyi sinematografi ödülüne aday seçilmemiş diye de düşünmedim değil. özellikle birdman gibi, hayal kırıklığını üst düzeyde yaşadığım bir film bile bu bölümde adayken, bu filmin seçilmemesi gerçekten garip. sadece yürüyüşün başladığı sahneye baksalar, bu sahne bile bu dalda aday olmaya yeterdi. fakat akademimiz yine bizi şaşırtmaya devam etmiş, müzik ve en iyi film dışında hiç bir yerde aday olarak göstermemiş. bu hareketiyle de bir kez daha kendisini sorgulamama sebep oldu.

senaryo olarak yazılacak pek bir şey yok zaten. bir amerikan efsanesi martin luther king'i biraz olsun inceleyen, senaryonun ne olduğunu anlamıştır. izlenmesi de son derece zevkliydi, sıkmayan sahnelerle dolu bir film olmuş. yalnız biraz daha az konuşup, biraz daha fazla icraat izleyebilseydik daha hoş olabilirdi. bazı diyaloglar, istenileni vermesine rağmen baya fazla uzatılmış. bunun dışında, oyuncu kadrosuyla, görüntüleriyle, senaryosuyla ve en önemlisi müzikleriyle kesinlikle izlemeye değer bir film. her zaman olduğu gibi, akademi'ye olan güveninizin sarsılacağını bilerek izlemeyi de unutmayın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder